Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Nisan 2011 Cuma

Bir Blog Hikayesi "Mim"



Sevgili amak-ı hayal çok güzel bir mime dahil etmiş beni teşekkürlerimle cevaplıyorum :)

Konu: Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım.


“10 Mart 2011 Perşembe

İlk Adım

Merhaba sevgili arkadaşlar,
Uzun zamandır düşündüğüm blogu olanlar kervanına ilk adımı atmış
bulunmaktayım. Bize ne ne işin var bir sen eksiktin diyenleri duyar
gibi oluyorum diyeceğimi  zannedenler yanıldılar hiç sanmıyorum
yoğun istek üzerine buradayım :) Forum sitelerine girmeme kararı
alıp büyük bir boşluğa düşmüştüm, aylardır da sevgili ikiz büyütmek
İkiz büyütmek arkadaşımızı izliyordum ama  sessizce sonra yorumlarda
yapmaya başladım ve siz sevgili arkadaşlarla tanışma fırsatı buldum
sanki sizlerle yaşıyorum bu çok güzel bütünlüğü her zaman sevmişimdir
en ufak üzüntüde yorumlarla gelen dualar ne kadar güzel aynı zamanda
sevinçleri paylaşmakta şu anda ben inanıyorum ki bir blog evliliğine
imza atıyorum hadi bakalım iyi günde kötü günde beraber olmaya varmısınız?”



-Demiştim ve sizlere eşlik etmeye başladım..bu durumdan da çok memnunum..
Çok garip bir büyü var sanki..seviyorum bütün arkadaşlarımı..Çok kararsız
kaldım aslında hadi bugün açayım yarın olsun belki aman boşver diyip durdum
sürekli taakkiiii Asahcımın çekilişine katılana kadar diyebilirim : ) o çekilişe
katılmak değildi amacım sadece selam vermek istemiştim yaptığının çok güzel
olduğunu belirtmek istemiştim izleyicisi değildim ilk defa blogunda konuktum
ve katılmayayım haksızlık olur demiştim ki mail kutuma bir mesaj düştü hakkın
diye kendisinden, onunla sohbet etmeye başladık ve artık zamanı gelmişti sırf
ona sürpriz yapayım diye blogum açıldı ve ilk takibe o alındı : ) böylece blog
maceram başladı : ) izledikce izlendim izlendikce izledim valla takipteyim :)
paylaşmak kadar güzel bir şey var mı?

Sevgiler hepinize.

BU BAŞLIĞA TIKLAYAN HERKES MİMLENMİŞTİR :)

28 Nisan 2011 Perşembe

Babalar aslında en çok kızlarını severler...


Babalar aslında en çok kızlarını severler
Ama inanmaz kimse buna
“Yalan” derler“im...kansız” derler.
Her nedense kimse çıkıp da “neden?” demez.
Nedendir bilir misiniz?
Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir bambaşka bir duygusallık verir babalara
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar göz yaşlarını…
Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…

Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerlerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında annelerini,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar…

Ama bir yandan da koruma iç güdülerine yenilirler
Kızlarına hiçbir şey olmasın
Onlar hiç üzülmesin,
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…

Ama bu sevgilerini,
bu bağlılıklarını,
Asla gösteremezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir
Onlara…

Gülümsemek isterler o güzel kızlarına gülümsemek…
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama “Erkekler ağlamaz” denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar gözyaşlarını…

İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…

Ama dayanamazlar gece yarılarına
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları gözlerine, ellerine
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
“İyi geceler” derler
Derinden derinden…

Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve en sonun da “iyi geceler” deyip gitmiştir…

-Alıntı-

-Çok hoşuma gitti paylaşayım dedim :)
-Canım babamın hiç şansı yoktu çünkü tekim ben malum :)
-Aşkımda kızımızı çok seviyor :)

Çocuk yoğun bakım ünitelerinin durumu/Blogcu Anne


Sevgili Blogcu Anne konuk olarak Kader hemşireyi ağırladı.Kader hemşirenin verdiği
bilgiler önemli Blogcu Annemizdende izin alarak bilgileri paylaşıyorum sizlerle ;

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çocuğunuzun başına bir şey gelirse, ama ciddi bir şey gelirse, yoğun bakımlık bir duruma ihtiyacınız olursa, ne yapacağınızı biliyor musunuz?
Herhangi bir hastanede yoğun bakım hizmeti alabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Blogcu Anne okurlarından Kader Hemşire, durumu aşağıda anlatıyor.
Kader Hemşire, İstanbul’da çalıştığından İstanbul hakkında fikir veriyor. Ancak verdiği ipuçları şehir fark etmeksizin uygulanabilir.
***
Zeynep Kamil hastanesinde ASKOM (Acil Sağlık Koordinasyon Merkezi) Hemşiresi olarak çalışmaktayım. 13 yıllık meslek hayatım boyunca yenidoğan yoğun bakım, bebek odası, doğum acil, doğumhane, genel acil servis ve 112 ambulans servisinde hemşire olarak çalıştım.
Şu anki görevim hastane, diğer hastaneler ve 112 ambulans servisi arasındaki iletişimi sağlamak; 112 ve diğer 20 hastane arası anlık durum, boş yatak ve doktor verilerini paylaşmak; hastaneye gelen ambulansları yönlendirmek; gerekli olduğunda yoğun bakım yatakları sağlanmasına ve hastayı sevk işlemlerinde yardımcı olmak.
23 Nisan günü yaşadığım bir olay sonucunda bu yazıyı yazmaya karar verdim.
2 yaşındaki oğlumla ve anneannemizle beraber Göztepe Özgürlük Parkı’ndaki 23 Nisan etkinliklerine gittik. Oradan da Nurturia kortejine katılacaktık ki, parkta yuvarlak kalenin çevresinde oğlum koşarken karşıdan gelen kendinden büyük bir çocukla çarpışarak sert bir şekilde beton zemine arka üstü düşmesi ve kafasını çarpması bir oldu. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldık soluğu…
Beyin cerrahi doktorunun ameliyatta olması nedeniyle çocuk cerrahi doktoru oğlumu görerek başka hastaneye götürmemizi söyledi. Orada da hastanelerin genelinde yaşanılan tanıdık sıkıntılardan sonra röntgen, tomografi vesaire çektirmedim, ve semptomlar ortaya çıkarsa çektirmek üzere çocuğumu evde kendim takip etmeye karar verdim. Mesleğim gereği yaşadığım sıkıntılar yüzünden öldüm öldüm dirildim, ya yoğun bakım gerek olursa diye…
Olaydan sonraki 24 saat boyunca ömrümden ömür gitti. Sabaha kadar uyumadım. Allah’a şükürler olsun ki oğlum şu an iyi.
Yaşadığım bu kazadan ve en son haberlerde çıkan yoğun bakım hastane skandalından sonra çocuklu aileler yoğun bakım konularında bilinçlensinler istedim.

Gelelim asıl konuya: ÇOCUK YOĞUN BAKIMLAR

Öncelikle belirteyim: Sağlıkla ilgili her türlü sıkıntılarda başvurabileceğiniz Sağlık Bakanlığı iletişim merkezinin (SABİM) telefon numarası 184. Bu numarayı yaşadığınız her türlü olumsuzluk, şikâyet, düzeltilmesini istediğiniz durumlar ve önerilerinizle arayabilirsiniz.
Zeynep Kamil hastanesinde çocuk ve yetişkin yoğun bakım üniteleri yok maalesef. Yaş fark etmeksizin yoğun bakım ve spesifik branş gerektiren (beyin cerrahi, göğüs hastalıkları, dahiliye, nöroloji) durumlarda hastalar diğer hastanelere sevk ediliyor. Acile başvuran çocuk hastalarda yoğun bakım gereken durumlarda özel de dâhil olmak üzere 30-40 hastane arayıp da yer bulamadığım ve elimin ayağımın kilitlendiği durumlarda olabiliyor. Bu bizzat kendi çocuğum için de geçerli…
Hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine 30 güne kadar bebekler alınabiliyor. 30 günden sonraki bebekler çocuk yoğun bakımlarda takip edilebiliyor.
30 gün sonrası ve 14 yaş arası çocuk yoğun bakımların sayısı da elle tutulacak kadar az devlette. Küçük özel hastaneler de “ventilasyon makinalarımız çocuğa uyumlu değil” diyerek çocuk hastaları kabul etmiyorlar. Makine uyum sorunundan mı, yoksa ufak çocuk sorumluluğu almak istemediklerinden mi bilinmiyor. Anestezi doktoru kabul etmedikten sonra sorgulanamıyor.
Ancak büyük özellerde bu hem yetişkin hem çocuk uyumlu ventilatörler mevcut, ki onların da SGK ile anlaşması ya hiç yok ya da yüzde misali bir kısmını devlet, bir kısmını şahıs ödüyor.
İstanbul Anadolu yakasında yenidoğan yoğun bakımı olan hastaneler şunlar: Zeynep Kamil 27, Kartal Lütfü Kırdar 25, Göztepe 10 ve Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi’nde de 9 adet ventilatörlü kuvöz (3. düzey) mevcut. Verileri elime tam olarak ulaşmamakla birlikte Avrupa yakasında da durum çok farklı değil.
30 gün sonrası ve 14 yaş arası çocuklara hizmet veren yoğun bakım üniteleri devlet hastanelerinde yetersiz, var olanlarınsa boşalmasına bile fırsat kalamıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde 6 yataklı, Çapa Tıp Fakültesi’nde 7+3 ara yoğun bakım yataklı, Bakırköy Sadi Konuk’ta 6 yataklı, Haseki’de ise 4 yataklı çocuk yoğun bakım üniteleri var sadece.
Erişkin yoğun bakım ünitelerine gelince… Kartal Lütfü Kırdar’da 21, Kartal Yavuz Selim’de 17, Fatih Sultan Mehmet’te 17, Göztepe’de 16, Ümraniye’de 9, Haydarpaşa Numune’de 21, Şişli, Okmeydanı, Bağcılar, Başakşehir, Haseki  hastanelerinde sadece eriştin yoğun bakımlar var. Bunlar ancak boş olduğu zamanlarda çocuk hasta alabiliyorlar, ve maalesef ki yataklarının azlığı nedeniyle de hiç boş kalmıyorlar.
Tüm İstanbul genelindeki durum bu şekilde… Bu sayıların İstanbul nüfusu için ne kadar yetersiz kaldığını anlatamam.
Yarın başımıza bir hal geldiğinde anlıyor olacağız durumun vahimliğini: o ona sevk ederken ve yer bulunamazken. Özel hastanelelerde gecelik minimum yatak ücretinin 1000 TL olduğu yoğun bakımlar ise parası olana açık.
Özel sigortaların neyi kapsayıp, neyi kapsamadığı ve neleri içerdiği konusunda hiçbir fikrim yok; özel sigorta sahibi değilim.
Ben az çok İstanbul genelindeki devlet ve özel hastanelerdeki durumu biliyorum.

Şimdi gelelim NE YAPABİLİRİZ’e.
Çocuklarını özel hastanelere muayeneye götüren anne-babalar gittikleri hastanelerin şartlarını araştırarak, sorarak öğrensinler ve bilinçlensinler. En azından kendi acil durum planlarını oluştursunlar.
Sorulabilecek sorular ana hatlarıyla aşağıdaki gibi:
  • Acil servisinizde her daim çocuk uzman doktoru var mı?
  • 2-14 yaş için çocuk yoğun bakımınız var mı?
  • 2-14 yaş için uyumlu solunum cihazı-makineniz var mı?
  • Hastanenize özel sevk edilmek üzere hastalarınız için tam teşekküllü ambulansınız kapıda mevcut mu? Yoksa hastalar acil durumda çağrılmak üzere özel ambulans şirketiyle mi anlaşmalı?
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
Sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum çocuklarımızla beraber…


Blogcu Anne ve Kader hemşireye teşekkür ederim.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Diren Bebek (gelişmeler)

Başlığımda bahsetmiştim Diren yavrumuzdan rabbim yardımcısı olsun dualarımızda eminim ki..

Babası Salman Çetin beyle görüştüm arkadaşlar biraz önce 2.göz ameliyatınıda olmuş ve
15-20 gün içinde beyin ameliyatı olacakmış malesef ki beyninin sağ tarafına kan dolmuş
müdahale gerekiyormuş.Rabbim bunuda atlatmasını nasip etsin.

Yardımcı olmak isteyen arkadaşlarım için Salman beyin bilgilerini veriyorum kendisinden
izin alarak;

Salman Çetin

Cep Tel: 0539/311 94 73

Banka Hesap Numarası:
Banka: GARANTİ BANKASI
Şube: İMES (434 ŞUBE KODU)
Hesap No:667775-7
IBAN: TR 55 0006 2000 4340 0006 6777 57

Salman bey rabbimin rahmetini istiyoruz dedi..dua istiyor kendisi çok çaresiz ses tonuyla konuştu
içim çok acıdı DİREN umarım DİRENİR ve aramızda yoluna devam eder.

Çocuklarımızı rabbim bizlere bağışlasın.AMİN.

26 Nisan 2011 Salı

Diren bebeğin direnişine katılın!

Sevgili Aylin Anne de şimdi okudum hemen yayınlıyorum hadi arkadaşlar DİREN in direnmesini sağlayalım :(

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Geçen hafta Nurturia'da ööööylece gezinirken denk geldim Diren bebeğe.

5 aylık doğmuştu ve küvözde yaşam mücadelesi veriyordu. Dahası ailesinin durumu masraflarını karşılamaya yetmiyordu. Grupta gördüm ki herkes kendince yardım etmeye çalışıyor. Daha büyük bir çare bulmalı dedim ve bunu yazmaya karar verdim.

Durum şu:
Salman Çetin'in ilk bebeği 5 aylık 630 gr.olarak doğdu 2 aydır Ümraniye Atlas Hastanesinde küvözde yatıyor. Bebeğin organları çalışmadığı gibi pek çok komplikasyon geçiriyor en son gözlerini kaybetme riski olduğundan dün Cerrahpaşa hastanesinde tek gözünden ameliyat oldu 10 gün sonra diğer gözünden olacak.
Devlet erken doğan bebeklerin küvöz masrafını karşılıyor fakat bebeğe sürekli olarak özel ilaçlar veriliyor. Beyindeki kılcal damarlarda sürekli kanama oluyor, böbrekleri çalışmıyor her gün ayrı bir sorunla karşılaşılıyor. Arkadaşımız 680 TL maaşla çalışıyor ve bir ambulans için 500 tl vermesi gerekmiş dün.


Kimsenin böyle bir mücadelede yalnız olmasını istemem, düşünenmem bile bunu. Anneciğinin, babacığının hali nedir, kimbilir :( Yapıalacak çok şey olabilir, Belki gönderilecek 10 tl ile Diren bebeğin direnişine katılabilir, hayata tutunmasına büyük bir katkı sağlayabiliriz.

Diren bebeğin babası Salman bey EDS isimli firmada çalışıyor. İletişim bilgileri web sitesinde mevcut. Bebek Atlas hastanesinde yatıyor.

Haydi durmayın, bu direnişe katılın!!

"Hadi Ayakkabını Göster" Hareketi Başlasın


Sevgili Yerden Uzak arkadaşımın ricasıdır yer vermek istedim.
Katılmak isteyen arkadaşlar haydi bakalım harekete geçin :)
Arkadaşımın mesajıda bu şekilde buyrunuz;

" Fotoğraf makinanızı alın, ayakkabınız ayağınızdayken resmini çekip
yerdenuzak@gmail.com adresine gönderin, burada yayınlayacağım,
bakalım neler var, bekliyorum♥ "Hadi Ayakkabını Göster" Hareketi
Başlasın! Lütfen sizde blogunuzda yer verin, herkes fotoğrafı
yerdenuzak@gmail.com adresine yollarsa, sanırım iyi bir ayakkabı
kataloğumuz olabilir:) "


25 Nisan 2011 Pazartesi

Yemek tariflerini yasaklıyorum!!!

Arkadaşlar lütfen rica ediyorum olan var olmayan var olan ne diye soracak olursanız beceri tabiki :))
Çok fena sinirimi bozuyorsunuz güzel güzel yemek tarifi hariç(yemek blogları hariç) her konuda yazın
işiniz gücünüz yok mu sizin zırt pırt tarif ekliyorsunuz insanın canını sıkıyorsunuz hem bu can yani
ister mi? ister tabi..hayır yani gönderen olsada yesem sesim çıkmayacak bağırıp duruyorum imdat
diye bloglarınızda kimse aldırmıyor..kınıyorum sizi hemde en fenasından bu kınamaların..bakın bakın
baktınızda gördünüz mü her dediğimide yapmayın canım :) ay ne diyecektim heh bakın nasıl gözlerim
doldu içime dert oluyor bu tarifleri uygulayabilecek bir kadın olmamam..evet bildiniz itiraf geliyor ben
malesef beceriksizin tekiyim :) Her neyse yeter artık bir dur diyen olmalıydı size ve diyorum işte
yok arkadaş tarifler yasaklansın ciddi bir taleptir bu :)

İşin şakası bir yana çok isterdim elimin yemek yapmaya yatkın olmasını yapmıyormuyum tabiki
yapıyorumda sıradanım işte çok çok lezzetli olmuyor ben kendimi beğenmiyorum yani :)
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum..ellerinize sağlık..sizleri tebrik ediyorum :)
Bakmayın öyle canım kızmam çekemememdendi yani yoksa yapın yiyin afiyetle :)
Çokta kibarımdır bu arada nasılda gönlünüzü aldım ama :))


Bu arada efendim ben beceriksizim işte bu da bir tarif çatlardım eklemesem ohh bende ekledim
en sonunda içim rahatladı :)

Dereotlu Mayasız Poğaca

Tarif Gülcan'ımdan

100 gr. margarin(Bunun yerine sıvı yağ ekledim)
1 çay bardağı sıvıyağ
1 kahve fincanı yoğurt(3 yemek kaşığı)
1 yumurta
1 paket kabartma tozu
3 su bardağı un
İnce kıyılmış dereotu

Malzemelerin hepisini ekleyip kulak memesi yumuşaklığında hamur yaptım.
İçi için beyaz peynir ve rendelenmiş kaşar peynir kullandım. (Ben sadece beyaz peynir kullandım)
Bu harç sizin zevkinize kalmış.
Şekillendirip tepsiye dizdim.
Üzerlerine yumurta sarısı sürüp çörekotu ve susamla süsledim. (Sadece çörek otu kullandım)
180 derecede pişirdim.

-Bu arada tuzsuz oldu malumunuz tarifte tuz yok :)))))) neyse ki peynir biraz dengelemiş hem canım
tuz sanki çok faydalı di mi ama :)

-Görsel açıdan bir şey beklemeyin benden uyarayım buyrun resimisinide çektim size :)



23 Nisan 2011 Cumartesi

Ekmek Teknem

Bugün size iş yerimi gezdireyim şaşırmayınız ama burası özel mülktür bir çiftlik.
Kira paraları malum iş yeri olunca çok fazla oluyor, patronlarımda kendimize
ait bir yer varken neden bu kadar kira ödeyelim demişler ve 2007 yılında
buraya yerleşmişler bende bu sayede iş sahibi oldum :) Çok şaşırmıştım iş
görüşmesine geldiğim gün burayı görünce :) buyrun sizlerde şaşırın :)
Şimdi çok şanslı olduğumu söyleyeceksiniz biliyorum evet görsel bir güzellik
mevcut ama o kadar dışı sizi içi beni yakar gibisinden neyse şikayet etmeyeyim
şükür bir işim var diyeyim ve susayım :)

Girişimiz


Bahçeden çeşitli görüntüler


  
  
  


 Alttaki 2 resim bizim bölge :) çıkış merdiveni ve çalıştığım binanın dış görüntüsü :)



Dağ evinin dışarıdan ve içeriden görüntüleri






 
Ve 23 Nisan bugün bayramınız kutlu olsun arkadaşlar :)

22 Nisan 2011 Cuma

Mim/Duygular



Sevgili vєssєℓαм tarafından mimlenmiş bulunmaktayım cevaplarımı hemencik vereyim :)

Mim Sorumuz; Duyularımıza İthafen ?

En Sevdiğin 3 Görsel; Çiçek, Gökkuşağı, Yağmur
En Sevdiğin 3 Ses; Kızımın Sesi, Eşimin Sesi, Ezan Sesi
En Sevdiğin 3 Tat; Patates Kızartması, Künefe, Köfte
En Sevdiğin 3 Koku; Toprak Kokusu, Kızımın Kokusu, Kahve Kokusu
En Sevdiğin 3 His; Huzur,Mutluluk,Aşk

Ve mimlediğim arkadaşlarım ;















Haydi kolay gele :)

21 Nisan 2011 Perşembe

Bir babanın anneleri kıskandıran itirafı



Elime alıp göğsüme yatırdığım şey, topu topu 51 santimetreydi. “İşte” dedim, kendi kendime “Hayal ettiğin şey bu”... Kafasını göğsüme yaslayıp, kımıl kımıl kımıldıyordu. O sırada başka bir faaliyet göstermemişti. Hatta bir süre sonra uyuyunca, kımıldanmaları da sona erdi. “Yaşıyor mu hala?” diye nefesini kontrol etme ihtiyacı duymuştum. Kızım ilk kez göğsümde uyuyordu. Uzun süredir baba olmayı hayal eden bir erkek olarak, hayallerimin gerçek olduğunu hissetmiştim, hatta emindim.


İtiraf edeyim, sonraları zaman zaman “ben bunu mu hayal ettim be?” dediğim zamanlar da oldu. Örneğin, hayal ettiğim şeyin gazını çıkartması için benim yardımıma da ihtiyacı yoktu (hatta gazı bile yoktu) ... Günde 20 kere altının değişmesi de gerekmiyordu. Hayallerimde uykusuzluktan gözlerimin yanması, neden ağladığını bilmediğin bir yaratığın ciyak ciyak kulaklarımı parçalaması ve benim bu duruma çare bulamamam, gibi bir durum hayallerimin hiç bir köşesinde yer almıyordu.


Mendebur, karımı da elimden almıştı. Ne zaman kafamı çevirsem annesinin memesinde “Cokur cokur” emiyordu... Emmediği zamanlarda ise gazını çıkartmak veya altını değiştirtmek için benim kucağıma geliyordu. Benim görevlerim bittiğinde, tekrar annesinin kucağına geçip, emmeye kaldığı yerden devam ediyordu. Tam karımla baş başa kaldım dediğim anlarda içerden “Haydi hemşerim acıktım!” veya “Altıma yaptım, ilgilenen yok mu?” anlamına gelen ciyaklamalar geliyordu. Eşim de “Hooop!” yavrusunun yanına tabii ki...


Ben, güzel bir ilişki yaşayan karımı ve kızımı dışarıdan seyrediyordum sadece... Ha, bir de onların ayak işlerini görüyordum, biteviye...


Evet anlamıştım artık “yalnızdım”!.. Bu iki kadın birlik olmuş, bana hayatımın kaç bucak olduğunu mahalle mahalle gösteriyorlardı. Baba olmak ne zordu be... “Kurduğun hayale bak, manyak herif” demiştim bir keresinde kendi kendime.


Üstelik bu küçük düşman(!) için kaygılanıyordum da... Kaygılanmak da öyle böyle değildi. Günümün büyük zamanını, onun geleceğini düşünerek, büyüyünce karşılaşacağı badireleri atlatmasını kolaylaştırmak için, baba olarak neler yapmam gerektiğini düşünerek geçiyordu. Daha kızım 1 yaşında bile değildi ve benim onun geleceğine katkılar yapmam gerekiyordu.


Baba olmanın keyifli yanlarını keşfettiğimde daha da acıdım kendime ve tüm babalara... İlk söylediği kelimenin “Baba” olması şeklinde gereksiz zaferlerin keyifleri veya hayatta kimseye yapamayacağım on bin tane şebeklikten sonra aldığım zoraki bir gülümsemeyle duyulan haz mıydı babalığın keyifli yanları yoksa... Allah’ım!..


HAYALLERİM BU MUYDU YAHU?

Derken kızım iki yaşlarına geldi. Ben bir süredir, her akşam ona masal anlatıyordum. En sevdiği masallar da içinde prenses ve prens olan masallardı. Ve o daima prensesle özdeşleştiriyordu kendisini. Ve bir gün o prensin kim olacağına da karar verdi: Prens bendim...


Bir anda prens olmak insana “Ne oldum?” durumu yaşatıyordu. Kızım beni “Perens” diye çağırıyordu artık. “Baba” dediğinde garipsemeye başlamıştım. Bununla birlikte, o günlere kadar en büyük müttefiği olan eşim de bir anda “Kötü cadı” pozisyonuna geçiş yapmıştı bile... Eee, her masalda bir de kötü karakter olmalı değil mi?


“SENİ SEVİYORUM BABACIĞIM!”

Vay be, baba olmak keyifli bir hal almaya başlıyordu galiba...


Birden, değişimler hızlanmaya başladı. Ufak ufak konuşmaların benim monoloğumdan çıkıp, sohbet haline gelmesi... Vizyona giren filmlere bakarken (isterse o hafta 8 Oscarlı bir film vizyona girmiş olsun) eğer bir çizgi film yoksa, canımın sıkılması... Uçurtma uçurmanın veya piknik yapmanın aslında çok da güzel aktiviteler olduğunun hatırlanması... Beraberce giyilecek kıyafetlere karar vermeler... Traş olurken kızımın “köpük operatörü” olarak bana yardım etmesi ve daha sonrasında öpücükleriyle kalite kontrolü yapıp, “Burada kalmış, burası batıyor” şeklinde rapor vermesi vs.vs.vs...

Bu yazı giderek kızımla ilgili yaşadığım güzelliklere doğru kayıyor galiba... Eyvah!.. Şimdi yer sınırlamasının ne kadar da can sıkıcı bir şey olduğunu anladım. Bu kadar kısa bir yerde ben nasıl baba olmanın ne kadar keyifli, ne kadar yeri doldurulamaz, ne kadar da “ne kadar bir şey” olduğunu anlatabilirim...

Kızım şu anda dört yaşında. En az 7-8 aydır hafta sonu sabahları elinde çorabı ve hırkasıyla odama gelip, beni uyandırıyor (güne güzel bir başlangıç)... Anneyi uyandırmamaya çalışarak salona geçiyoruz (parmak ucu modu)... O günkü kahvaltıda krep mi omlet mi yemek istediğini söylüyor (lezzet)... O yumurtaları kırıyor ve karıştırma işlerini hallediyor, ben de ateş gereken yerleri hallediyorum. Sofranın hazırlanması tamamen ortak (işbirliği)... Anneyi kaldırıp, hep beraber kahvaltımızı yapıyoruz (iyi koca ve iyi evlat)... Annenin yoğun çalışması gereken bir hafta sonu ise toplanması gereken masayı anneye bırakıp dışarı çıkıyoruz (uyanıklık)... Güzel bir tiyatro veya film bulup izliyoruz (sanatsal aktivite)... Karnımız acıkmışsa bir “bol kepçe aşevi” bulup, karnımızı doyuruyoruz (tutumluluk)... Gündüzü bir şekilde sonlandırıp evimize geri geliyoruz (kürkçü dükkanı)... Deliler gibi oyun oynuyoruz (dinlenme)... Annenin yaptığı süper leziz makarnalar eşliğinde, güzel bir çocuk filmi izleyip, koltukta uzanıyoruz (miskinlik)... Kızımın uyku saati geldiğinde odasına geçiyoruz ve ona bir hikaye kitabı okuyorum (edebiyat)... Uyku modundan çıkıp tekrar azma moduna geçme denemelerine, baba olarak karşı koymaya çalışıyorum (otorite denemesi)... En sonunda onu öpüp iyi geceler diliyorum. Ve beni yanaklarımdan öpüp üç kelime söylüyor: “Seni seviyorum babacığım”...


Evet sahiden de hayaller gerçek olmuyormuş. Çünkü, ben böyle güzel bir şeyi hayal etmeye bile cüret edemezdim...

-Çalıntıdır-

20 Nisan 2011 Çarşamba

Kayıtlara geçsin

    

     Senelerdir hiç eksilmeden çoğalarak gönlümde yer etmiş bir sevgi..annem gibi sevdim onu..
anne dedim..çok şey öğrendim ondan..bu sevgiye şahitlik eden satırları hep içimi titretti..
onlarda yerini almalı burada..
     Yönetiminde yer aldığım bir forumdan annemcim baharyeli'nin doğum günümü kutladığı
satırlar.

-------------------------------------------------------------------------------------------

gönderen baharyeli » 02 Haz 2009 13:05

sana bir gül vermeyeceğim.balkonumdaki mor gülümdesin kokluyorum.
sana bir armağan vermeyeceğim.sen bana armağansın ger veremem.
sana iyi ki doğmuşsun demeyeceğim.doğman da bir armağanmış bana ait olan..
sana bugün sadece yüreğimdeki yerini verebilirim.değerini bilerek.
kabul eder misin?

anneciğinin gözlerinden öperim.seni dünyaya getirdiği için.
babacığının ve anneciğinin yüreğinden öperim seni böyle yetiştirdikleri için.
eşinin gönül telinden öperim senin gibi bir eşe sahip olduğu için.

belki bir çokları için sen; bacısın,dostsun,kardeşsin...
bana evlatsın.gülkızımsın.seni bana kazandıran belki sanal dünya.....ama seni bende var eden yine sensin.çok teşekkür ederim.

gönlündeki güzellikleri biliyorum.gönlümdeki en güzel yerde saklıyorum seni.öyle kocaman ki yüreğin sığmadığını hissediyorum yüreğime.oysa ki benim yüreğimde çok kocaman.neden sığmıyorsun diye düşündüğümde evlat sevgisinin o denli büyük olduğu aklıma geliyor.yakında tadacak olman ne hoş.....o zaman sen de beni anlayacaksın iyice...
nadir insanların hayatta nadir yerlerde yeri vardır derler.yerini bilmeni diliyorum hep...bileceğinden emin olarak söylüyorum bu temennimi...
SENİ SEVİYORU(M)Z GÜLKIZIM.
hayat da seni sevsin.ömrün güzel olsun.

gönderen baharyeli » 03 Haz 2010 8:55
bekleyen bilir evet...
ama bekletenlerinde bekletmesi için belki de bir sebebpleri vardır kimbilir?
beni affet gülkızım..seni asla unutmam biliyorsun.ama bu sıralar biraz başım kalabalık gönlüm karışık.
yeni yaşın sana en güzel günleri getirsin.evladın eşin ve sevdiklerinle sağlık,sıhhat ,huzurla yaşa.bu yeni yaşta hayat sana tüm istediklerini versin diliyorum.sen herşeyin en iyisine en güzeline layıksın.kimse seni üzemesin ve kimsenin seni üzmesine de izin verme.pozitif yüreğini daima koru.iyimser bakışını hep muhafaza et.hayat iyimserlere hep adil olmasa bile;bunun elbet yüce bir değerlendireni var...
seni ve senin olanları seviyorum.bunu çok sık dile getirme olanağı bulamasam da kalbimden söylüyorum.kalbimdeki yerin daima öylece kalacak.her ne olursa olsun Ülkü benim hep gülkızım olacak.
anne Ülkü
evlat Ülkü
dost Ülkü
kardeş Ülkü
eş Ülkü
sırdaş Ülkü
kadın Ülkü
süpermod Ülkü
ve sayamadığım pek çok özellikleriyle Ülkü.....

sen bizim çok şeyimizsin.anlatmak isteyip anlatamadıklarım ise yüreğimde gizli ve sen onların çoğunu biliyorsun zaten.seni herşeyinle seviyorum.
canım kızım.

ömrün hayırlı yeni yaşın bereketli olsun.Allah seni ve senin olanları korusun.

1001 Yetim 1001 Dilek

Arkadaşlar bu güzel kardeşlerimizin dileğini yerine getirerek yüzünde bir tebessüm olmak istemezmisiniz bir inceleyin lütfen..



1001 Yetim 1001 Dilek “Bir dilek tuttu onlarZarflara koyup da yolladilarBelki de gerçek olur diyerekBeklemeye basladilarHangi çocuk istemezBebegi, bisikletiGerçeklessin istemezHayali dilekleri”Ve simdi, dilekler gerçeklestirilmeyi bekliyor...

1001 Yetim 100 Dilek Projesi

Bir düsünün; minicik eller, tuttuklari kalemlerde hayatlarini, yasantilarini, sikintilarini, sevinçlerini, kederlerini, isteklerini, gelecekten beklediklerini, hayallerini, umutlarini kisaca her seylerini birkaç satirla bir mektup sayfasina yaziyor. Mektup yazarken duyduklari heyecanin bin kati bir umutla gönderiyorlar Deniz Feneri’ne.
Mutlu Çocuklar

26.000 Dilek Gerçekleşti.
Bu yil 9. kez uygulanan projeye, geçen yillarda katilan 23.300 çocuğun 26.000 dileği gerçek oldu.


Tüm Dünya Çocukları’na Açık

Yakın zamanda adi felaket, açlik ve yoksullukla anilan Pakistan, Nijer, Endonezya Açe, Makedonya, Filistin, Lübnan, Irak, Kirim ve Bosna’dan dilek mektuplari ulasti elimize ve dilekler sahipleri ile bulustu. Bu ülkelerden çocuklari Türkiye’ye getirdik, konuk ettik.
Ülkeler arasi iyilik elçisi oldu onlar. Türkiye’mizden mutluluk, sevinç ve nese götürdüler ülkelerine.

Dilekler

Kimi görme engelli annesinin tekrar kendisini görebilmesini istiyordu,
kimi parasizliktan tedavi olamadigi için kaybettigi babasinin geri gelmesini, kimi de tedavi olup bisiklete binebilmeyi.
Kimi bir çiftlik evinde yasamak istiyordu, kimi sadece kendine ait bir yatak, kimi bebek, kimi bisiklet, kimi okumak için kitap,
kimi de sadece bir kursun kalem…
Her dilegin bir karsiligi vardir, ya yerine getirilemeyen dilekler? Kimi çocuklar var ki anlamini dahi bilmedigi bir sifatla “mülteci” yasar, dogdugu ülkede yasamayi kim istemez ki; anne ve baba sefkatinden uzak bir çocuk düsünün, dogdugu evde büyümeyi kim dilemez ki…


1001 Yetim 1001 Dilek’11


Bu yil dernegimizin kurulusundan bugüne kadar nakit, gida, esya, saglik, egitim vs. birçok alanda yardim yaptigi, yoksulluğundan emin olduğumuz ailelerin yetim çocuklarinin dileklerini soralim istedik. Çünkü elimizde olmayan sebeplerle onlara yeterince destek olamiyoruz su günlerde. Hiç degilse bu vesileyle kapilarini çalalim, çocuklarinin yüzlerini güldürelim ve her seye ragmen biz hala yaninizdayiz diyelim dedik.
Bu Sene de Dilekler Sizi Bekliyor


Siz de www.binbiryetim.com ve www.1001dilek.com adreslerindeki sitelerimizden yüzlerce çocugun tertemiz duygularini, umutlarini okuyup hayattan beklentisi olan bir dilegini gerçeklestirebilirsiniz.
Haydi, hep birlikte tüm çocuklarin hayallerine isik olalim, dileklerini hep beraber gerçeklestirelim ve onlari sevindirelim…

19 Nisan 2011 Salı

Tedavisi mümkün olmayan tipler

Bugün hiç bir şey yapmak istemiyorum..
Can sıkıntısı işte biraz eğlenelim dedim :)

Başta 00-Ülkü :) tedavim mümkün değil benimde arızalandım yine dr a gitmezsem mümkünde olmayacak gibi :)



01-Kardan Adama Tekme Atma Veya Bozmaya Calışma
02- Yeni Atılmış Bir Betona Basma Veya İsim Numara Yazma
03- Gazete ve Dergilerdeki Resimlere Sakal Bıyık ve Gözlük Yapma
04- En İyi Arabayı Ben Kullanıyorum Zannetme
05- Cep Telefonu Kullanımının Yasak Olduğu Yerlerde İllede Tel İle Konuşma
06- Kar Topunun İcine Buz Koymak
07- Belediyenen Duraklara Koyduğu Saatleri Söküp Duvar Saati Yapma
08- Kumsalda Deve Güreşi Yapma Hastalığı
09- Şahin Marka Arabayı Doğan Görünümlü Yapma
10- Ağaçlara ve Banklara Kalp ve İsim Baş Harfi Kazıma
11- Dersini Calışıp Sınıfını Geceni İnek Sayma
12- Mesleki Ünvanımızı İngilizce Söyleme
13- Tiki Olanların Tiki İle Kasıtlı Uğraşma
14- İskambil Kağıtlarından Kule Yapan Birinin Kulesini Bozma
15- Cep Telefonu İle Bağıra Bağıra Konuşma Hastalığı
16- Reklam İcin Asılan Afişleri Yırtma Hastalığı
17- Tuvalet Duvarını Defter Sanma
18- Trafikte Bizi Gecen Arabayı Yakalayıp İllede Gecmeyi Bi B.k Sanma
19- Sinyal Verir Vermez Şerit Değiştirme.
20- Ara Yoldan Ana Yola Cıkacak Araca Yol Vermeme
21- Ünlü Birini Görünce Ona El Sallama
22- Ünlü Birini Görünce Fotoğraf Cektirip Samimi Havası Verme
23- Yaşamadığımız Bi Olayı Yaşamış Gibi Anlatıp Ona Kendini Bile İnandırma
24- Otobüs Durağa Yanaşınca İlla Ön Kapıdan İnme Hastalığı
25- Otobüs Koltuklarını Yırtma ve Üzerlerine Yazı Yazma
26- Minibüs Şöforüyseniz Begenmesen Bile Mutlaka Kral Fm Dinleme
27- Kırmızı Işıkta Beklerken Yeşil Işık Yanar Yanmaz Konraya Basma
28- Trafikte Beklerken Burun Karıştırma
29- Kimsenin Bilgisi Olmayan Bi Konuda İleri Geri Sallama
30- Faturaları Hep Son Gününde Ödeme
31- Kar Yağınca Eve Bolca Ekmek Alma
32- Meydana Konan Güvercinlerin Üzerine Koşup Onları Kacırma
33- Evlilerin Bekarlara Sakın Ha Evlenme Demesi
34- Aynı Filme Giden İnsanların Filmden Cıktıktan Sonra Filmi Birbirlerine Anlatması
35- Eline Silah Gecen Birinin Hemen Silahla Şaka Yapması
36- Arabayla Yolda Giderken Tanıdık Birini Görünce Üzerine Sürme
37- Takım Elbise Giyince Elini Cebine Sokma Hastalığı
38- Takımı Galip Gelince Havaya Silah Sıkma
39- Meslek Arkadaşlarına Mesleki Şakalar Yapma

-Netten çalıntıdır-

18 Nisan 2011 Pazartesi

Rengarenk Buse

Buse annesiyle rengarenk :) Arada elimden almaya çalıştı vermedim direndim :) son anda kaptırdım :)

UYARI: Başınız dönebilir alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız çünkü annede oynamakta :)))

video

Kutlu Doğum Haftası


20 Nisan Alemlerin Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) in Doğum Günü..
Hoş Geldin Ya Muhammed Mustafa...


Kutlu Doğum Haftası hakkında genel bilgi

Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevî (Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi) asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmaktadır Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilân etmiştir.
2006 yılı "Kutlu Doğum (Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı) Haftası" hepimize mübarek olsun.


Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?

İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim neler yapalım diyorsanız aşağıdaki tavsiyeleri uygulayabilirsiniz.

* O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği nûru tanımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.

* Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.

* Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz.

* Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz.

* Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.
* İki Cihan Serveri “Beni Hûd Vakıa Mürselat sûreleri ihtiyarlattı.” (Tirmizi Tefsir 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek Hûd
Vakıa ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz.

* Allah “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike.


Salât-ı Tefriciye
Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke.


BİLGİLER SEVGİLİ MARİFETANE 'DEN ALINMIŞTIR.

KATILMAK İSTERSENİZ KAMPANYASIDA VAR .

16 Nisan 2011 Cumartesi

Uyuyan Güzel Baygın Baba :)

Dün kuzumun uyku saati geldi sağa sola devrilecek yer arıyor :) ben yerde uzandım geldi bir kaç defa
(uyku minderi var) onun üzerinde sağa sola döndü durdu :) sonra birden fırladı çekyatta uzanan babasının yanına yöneldi çıktı yukarı yattı babasının koluna tv ye bakıyorken bayıldı kaldı :)
 ilk defa böyle uyudu babasının kollarında :)  çok tatlılardı :) babasıda zaten bayılmak üzereydi ama onu öyle görünce ayıldı :) Bu anı görüntülemeliydim hemen saldırdım telefonlara :) Maaşallah aşklarıma uyuyunda büyüyün :)




Bu arada Buse'miz cümle kurmaya başladı ağzım açık kaldı şoklardayım :)
Geçen gün biberonunda suyu bitmiş "Anne su bitti" diye geldi yanıma :)
benim gözler yerinden fırladı fırlayacak gibi oldu :)



15 Nisan 2011 Cuma

Ben Anneyim

Öylesine nette geziyordum, görsellere bakarken karşıma çıktı..eklemeden olmaz dedim..

Mim/Ruh Halim

Sevgili vєssєℓαм şu an ki ruh halimizi merak etmiş, bende bir kaç resimle mutluluğumu anlattım buyrunuz ;








Ve mimlediğim arkadaşlar;







LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...